Kadınlar ve Kimlikler Üzerinden Mizah Olmaz

Bugün kamuoyunun gündemine düşen görüntüleri izlerken aklıma ilk gelen şey şu oldu:
Bazı insanlar yaptıkları yatırımlarla, bazıları ise kullandıkları kelimelerle hatırlanır.
Ne acıdır ki bugün, bir hastanenin açılışında insanlara umut verilmesi gereken bir ortamda, toplumun bir kesimini inciten ifadeler konuşuluyor.
Rahmi Koç’un bir hastanenin açılış programında, fıkra anlatımı içerisinde dile getirdiği ve kamuoyunda büyük tepkiye neden olan sözleri yalnızca bir espri ya da sıradan bir anlatım olarak değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü kullanılan ifadeler, milyonlarca insanın aidiyet duyduğu bir kimliği ve kadınları konu alan, küçümseyici bulunabilecek bir yaklaşım olarak algılanmıştır.
Bir hastanenin açılışında konuşuyoruz…
İnsanların şifa bulması için yapılan bir eserin açılışında…
İnsan hayatının, merhametin ve insan onurunun konuşulması gereken bir ortamda…
Tam da böyle bir yerde kullanılan sözlerin daha dikkatli, daha kapsayıcı ve daha sorumlu olması gerekmez miydi?
Toplumsal hafızada iz bırakan şeyler çoğu zaman yapılan binalar değil, kurulan cümlelerdir.
Bugün tartışılan da tam olarak budur.
Bir kadını etnik kimliği üzerinden tanımlayarak mizahın konusu yapmak, onu bir fıkranın malzemesine dönüştürmek ve bunu kahkahalar eşliğinde anlatmak; toplumun önemli bir kesiminde haklı bir kırgınlık oluşturmuştur.
Oysa Kürt kadını, bu coğrafyanın en kadim değerlerinden biridir.
Kürt kadını; yalnızca bir etnik kimliğin temsilcisi değildir. O, yüzyıllardır emeğin, fedakârlığın, dirayetin ve mücadelenin sembolü olmuştur.
Anadolu’nun en zor şartlarında ailesini ayakta tutan da odur.
Yoklukla mücadele eden de odur.
Evladını büyüten, toprağını işleyen, hayatın yükünü omuzlayan da odur.
Bugün Ağrı’dan Hakkâri’ye, Van’dan Diyarbakır’a kadar milyonlarca insanın hafızasında Kürt kadını; alın terinin, sabrın ve onurun adıdır.
Fakat burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta daha var.
Mesele yalnızca Kürt kadını değildir.
Bir Türk kadınına yönelik olsaydı da aynı tepki verilmeliydi.
Bir Laz kadınına yönelik olsaydı da aynı tepki verilmeliydi.
Bir Arap kadınına yönelik olsaydı da aynı tepki verilmeliydi.
Çünkü bizim savunduğumuz şey etnik kimlikler değil, insan onurudur.
Kadınların hangi kökenden geldiği değil, saygıyı hak ettiği gerçeğidir.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
“Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı en hayırlı olanınızdır.”
Bu söz, asırlar öncesinden gelen en büyük medeniyet ölçülerinden biridir.
Kadına saygıyı merkeze koyan bir anlayışın mensupları olarak, kadınları küçümseyen veya onları eğlence konusu haline getiren yaklaşımları doğru bulmamız mümkün değildir.
İnsan bazen düşünmeden konuşabilir.
Hata yapabilir.
Yanlış bir söz söyleyebilir.
Ancak asıl mesele, o yanlış karşısında nasıl bir tavır sergilendiğidir.
Çünkü büyüklük yalnızca servetle ölçülmez.
Büyüklük, gerektiğinde “Yanlış yaptım” diyebilmektir.
Büyüklük, incinen insanların sesini duyabilmektir.
Büyüklük, kırılan gönülleri onarabilmektir.
Bu olay karşısında sessiz kalmayan herkese teşekkür ediyorum.
Siyasi görüşü ne olursa olsun tepki gösteren vatandaşlara…
Kadınların onurunu savunan sivil toplum kuruluşlarına…
Açıklama yapan siyasilere…
Gazetecilere, kanaat önderlerine ve duyarlılık gösteren herkese…
Teşekkür ediyorum.
Çünkü bazı meseleler siyaset üstüdür.
Kadının onuru siyaset üstüdür.
İnsan haysiyeti siyaset üstüdür.
Toplumsal saygı siyaset üstüdür.
Bugün konuşulan şey bir fıkradan ibaret değildir.
Bugün konuşulan şey, insanların hangi gözle görüldüğüdür.
Ve unutulmamalıdır ki;
Servet büyüklük göstergesi olabilir.
Makam güç göstergesi olabilir.
Fakat insanı gerçekten büyük yapan şey, karşısındaki insanın onuruna gösterdiği saygıdır.
Gazeteci Murat Ülker
Doğu Medya İmtiyaz Sahibi
















