Faruk Yavuz’dan Çözüm Süreci Değerlendirmesi

Gazeteci Faruk Yavuz, Türkiye’de siyaset gündemini derinden etkileyen önemli bir tartışmayı bugün Doğu Medya’daki köşesine taşıyor.
CHP’nin İmralı Adası Kararı: Siyasi Hafızaya Kazınacak Bir Hata
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye siyasetinin en köklü ve en etkili aktörlerinden biri… Ancak son günlerde yaşanan gelişmeler, partinin hem siyasi sorumluluğuyla hem de toplumsal gerçeklerle çelişen bir tavır sergilediğini gösteriyor. CHP’nin, İmralı Adası’na giderek Abdullah Öcalan’la görüşecek komisyonun dışında kalma kararı, yalnızca bir tercih değil; Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren kritik bir süreçte ciddi bir stratejik hata olarak değerlendirilmelidir.
Bugün CHP’nin İstanbul, Ankara, Antalya, Mersin ve birçok büyükşehirde elde ettiği başarıların ardında, geniş bir muhalefet ittifakı ve özellikle DEM Parti ile Kürt seçmenin güçlü desteği bulunmaktadır. Bu kadar önemli bir seçmen kitlesinin oylarıyla güçlenen CHP’nin, tam da çözüm süreçlerinin konuşulduğu bir dönemde masada yer almaması, siyasetin doğasına da, demokratik sorumluluğa da uymamaktadır.
Dahası, CHP’nin bu kararı, kamuoyunda “iktidar blokuna karşı durmak için sürece karşı durmak” gibi yanlış bir algıyı da güçlendirmektedir. Cumhur İttifakı’nın —AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin— bu süreçte ortaya koyduğu irade görmezden gelinemez. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin desteklediği bu adım, Türkiye’nin kronikleşmiş sorunlarından biri olan Kürt meselesinde yeni bir ivme yaratmıştır. Ortaya konulan bu kararlılık, siyasetin tüm aktörleri tarafından ciddiyetle değerlendirilmesi gereken bir fırsattır.
CHP’nin, sırf Cumhur İttifakı’nın başlattığı bir sürece karşı duruyor görüntüsü vermemek adına bile masada olması gerekirdi. Çünkü ülkenin menfaati söz konusu olduğunda siyasi rekabet bir kenara bırakılmalı, “doğruya doğru” denilebilmelidir. Bu süreçte geri durmak, siyasi refleksleri doğru kullanamadığını ve meseleyi parti içi dengelerle ya da ideolojik ezberlerle okuduğunu göstermektedir.
Kürt meselesi, Türkiye’nin en derin toplumsal sorunlarından biridir ve çözüm beklentisi yıllardır ötelenmiş durumdadır. Bu sorunun çözümüne yönelik atılan her adım değerlidir. Abdullah Öcalan’la yürütülecek temaslar hangi amaçla olursa olsun, ülkenin geleceğini yakından ilgilendiren bir masadır ve o masada bulunmak Türkiye’nin ana muhalefet partisinin görevidir.
CHP’nin bu tutumu, yıllardır seçimlerde en kritik desteği veren Kürt seçmeninde derin bir kırgınlık oluştururken, aynı zamanda çözüme dair umut taşıyan geniş kesimlerde de hayal kırıklığı yaratmaktadır. Siyasette hafıza güçlüdür: Dün aynı seçmenin oylarıyla büyükşehirleri kazanan CHP, bugün o seçmenin temsil ettiği sorunun çözümünde geri durmayı tercih etmektedir.
Diğer taraftan, Cumhur İttifakı’nın bu sürece verdiği destek ve ortaya koyduğu irade, Türkiye’nin geleceğine yönelik oldukça önemli bir adımdır. AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de desteğiyle yürüttüğü bu girişim, doğru yönetilirse ülkenin demokratikleşme ve normalleşme sürecine ciddi katkı sağlayacaktır. Bu nedenle sürecin “hayırla sonuçlanma” ihtimali geçmiş dönemlere göre çok daha güçlüdür.
Sonuç olarak; siyaset cesaret ister. Cesur davranamayanlar ise tarihin doğru tarafında yer alamaz. Türkiye’nin çözüme, huzura ve toplumsal barışa ihtiyacı vardır. Bu masa herkesindir, bu sorumluluk herkesindir. Ana muhalefet partisinin masaya gelmemesi, siyaseten de vicdanen de kabul edilebilir değildir. Bu süreç Türkiye için büyük bir fırsattır ve doğru değerlendirilmesi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı adına tarihi bir eşik olacaktır.
















